Babasını vurdular müslüman diye, O daha doğmadan, annesi ona hamileyken... Doğum zamanı geldi, hastaneye gitti annesi. Müslüman diye ilgilenmedi vicdansız doktorlar, Kendi kendine doğurdu onu annesi evde, Ve doğumda kaybetti annesini. Yetim ve öksüz büyüdü sokaklarda..
Okul çağına geldi. Müdür sordu: “Sen müslüman mısın?” Dedi: “Evet, ben müslümanım!” Müdür ağzından salyalar akıtarak bağırdı: “O zaman defol!”
Bir işe girmek istedi, sordular: “Sen müslüman mısın?”
Kendisi iş kurdu, zamanla zengin oldu, Memurlar geldi ve sordular: “Sen müslüman mısın?” Dedi: “Evet, müslümanım!” Dediler: “O zaman ver bakalım bütün servetini!” Talan ettiler, gasbettiler herşeyini..
Bir kıza aşık oldu, gitti babasından istedi. Babası sordu: “Sen müslüman mısın?” Dedi: “Evet, müslümanım!” Bağırdı kızın babası: “Benim müslümana verecek kızım yok, defol!” Günlerce ağladı, ağladı.. Sonunda kız ona kaçtı, evlendiler.
Bir kız çocukları oldu, adını “Özgürlük” koydular. Büyüdü, okul çağına geldi.. “Bizden” diye bildikleri bir okula gönderdiler. Derken, put çobanları emretti. Allah’tan korkmaları gerekenler, bunlardan korktu.. Çağırdılar ana babayı, Dediler: “Ya bu kızınızın başını açın, ya da peruk taksın!” Kargalar gülmeye başladı peruk fetvasına.. “Olmaz” dedi karı koca, “Biz müslümanız!” Dediler ki; “O zaman, çekip gidin buradan”
Anlattı, anlattı… Her yerde İslam’ı anlattı. Etrafında insanlar birikmeye başladı. Gün be gün artarak kenetlendiler birbirleriyle.. Bu, birilerini rahatsız etti. Birileri halkın sırtından geçindikleri için, Uyandırılmasını istemiyorlardı halkın. Ve takibe başlandı. Derken, arabasının frenini bozdular bir gün, Ve uçuruma yuvarlandı..
Neden sonra kendine geldi, her yer zifiri karanlıktı. İki kişi belirdi yanında, Sordular: “Sen müslüman mısın?” Bitmişti, tükenmişti artık. “Müslümanım” derse, kendini kurtarmıyacaklarını sandı. “Hayır” dedi, “Müslüman değilim, değilim!..”
O ikisi melekti ve kabir sualiydi sorulanlar, “Müslüman değilmiş” dedi meleğin biri, “Atalım bunu cehenneme!”
“Hayır” dedi öbürü, dili başka söylüyor, yüreği başka. Götürelim yüreğinin söylediği yere, yani cennete....
Kırmızı gülün hikayesi bilinir mi Bilmem. Ama ben yine de hatırlatayım Seneler öncesini. Dünyada aşkın, mutluluğun Umudun ve beyaz gülün olduğu günleri. Tabii bunlarla anlaşamayan gururu da Unutmamak lazım. Bu beş arkadaşın sevinçle Saklambaç oynadıkları günlerdi. Tabii ebe çoktan belliydi: Gurur. Mutluluğu çabucak bulan gurur Aşkı aramaya başladı Aradı ama bulamadı. Düşündü, düşündü Aşkın saklanabileceği tek yerin Beyaz güllerin kucağı olduğunu Çabucak kavradı sonra. Bir çöple beyaz güllerin arasına daldı Çoşkuyla Bir çığlık, bir feryat koptu Yürekleri acılar kapladı. Bir gülün arkasından Gözlerine çöp batmış aşk çıktı Ağlayarak, kanayarak... Aşkın kanıyla ıslanan beyaz güller ise Kırmızıya dönmüştü. Ve aşkın görmeyen gözlerine Işık olmuşlardı, uğruna ölmüşlerdi... Aşk nereye giderse kırmızı gül oradaydı Sevgisini göstermek için. Sevgisini paylaşmak Elinden tutmak Ona sımsıkı sarılmak için. Hep bir parçasının eksik kaldığı Hayata karşı birlikte Gögüs germek için. Kırmızı gül hep aşkın yanındadır Aşk da hep kırmızı gülün içinde saklıdır. O yüzdendir ki aşık bir erkek Sevdiğine hep kırmızı bir gül alır O yüzdendir ki aşık bir kız da O gülü sevgiyle kabul eder. Neden diye sormaz hiç, neden mi? Neden aranır mı hiç Kırmızı gülü sevmek için Uğrunda ölmek için...
Bir zamanlar vâlilik yapan birisinin çok güzel bir bahçesi vardı. Rengârenk çiçeklerle donatılmış, tam bir zevk ve sefâ yeriydi. Bir gün vâli, bu bahçeye geldi. Vâli, bir bahane ile kadının kocası olan bahçıvanı, bir iş için dışarıya gönderdi. Kadına da dedi ki: -Bahçenin kapılarını kapat. Hiç bir kapı açık kalmasın!
Kadın, akıllı ve namuslu idi. Vâlinin kendisine kötü niyet taşıdığını anladı. Gidip bir ağacın arkasına saklandı ve biraz sonra gelip dedi ki:
-Kapıları kapattım. Yanlız bir tanesi kaldı. Onu kapatmaya gücüm yetmiyor. Ne kadar uğraşsam da kapatamıyorum.
-O, hangi kapıdır?
-Bu kapı, Allahü teâlânın (Basir) sıfatıyla bizi gördüğü kapıdır. Vâli, bu sözü duyunca, pişman olup tövbe etti. Bir daha aklına böyle kötülükler getirmemek için, Allahü teâlânın sevgili kullarından birinin bulunduğu yere gidip, onun sohbetinde yetişti. Allahü teâlânın sevgili kullarından biri oldu.
Basir : Her şeyi gören.
Allah her şeyi, herkesin yaptığını görür. Onun görmesine hiç bir şey engel olamaz. Allah'ın, kalpteki fısıltıları, beyindeki oluşumları, fikirdeki gizliliklei, kalplerdekini, zifiri karanlık bir gecede kapkara bir taşın üzerinde yürüyen simsiyah bir karıncayı ve çıkardığı sesi görür , duyar, bilir. İbadette ihlas, kulun Allah'ı görmemesine rağmen, Allah'ın onu gördüğünü bilmesi ve onu görür gibi ibadet etmesidir.